Hacca niyet etti 7 cihanı gezdi

28 Ocak 2016 Perşembe, 13:56

Araştırmalarını dünyaca ünlü seyyah Evliya Çelebi’nin Mekke ve Medine ziyareti üzerine yoğunlaştıran Prof. Dr. Nurettin Gemici, Evliya Çelebi’nin Hacca gitme niyetiyle evinden yola çıkıp bütün dünyayı gezdiğini dile getiriyor. Gemici, ‘Onun gezilerinin asıl amacı hac ibadetini yerine getirmek, Peygamberimizin (s.a.v.) kabrini ziyaret etmekti’ şeklinde anlatıyor.

Dünyanın dört bir yanından Müslümanlar Hac ibadetini yerine getirmek için bugünlerde Kâbe’deler. Biz de Hac ziyareti için bundan 4 asır önce yola çıkan ancak bu yolculuğunu yedi cihanı gezerek tamamlayan ‘seyyah-ı âlem’ Evliya Çelebi’nin Kutsal Topraklar üzerine neler yazdığını merak ettik ve bu yolculuk üzerine önemli çalışmalara imza atan Evliya Çelebi uzmanlarından İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarından Prof. Dr. Nurettin Gemici ‘nin kapısını çaldık. Evliya’nın hem Hacca niyet etmesinin ilginç hikâyesini hem de adeta bir serüvene dönüşen Haremeyn yolculuğunu ve naklettiği ilginç anekdotları dinledik.

Evliya Çelebi’nin seyahatleri içinde nerede duruyor Hac ziyareti?

Evliya Çelebi, gezilerinin asıl amacını hac ibadetini yerine getirmek, Peygamberimizin (s.a.v.) kabrini ziyaret etme arzusu olarak açıklıyor. Bu dileğini Seyahatname’de ‘edâ-yı hac eylemek arzusuyla seyahate tâlib ü râgıb olup’ diyerek açıkça belirtiyor.

Bu neden kaynaklanıyor sizce?

Tabii ilk olarak temiz inanç sahibi bir Müslüman olduğundan ötürü şartları yerine getirilmiş hac ibadetinin günahlarından arınma vesilesi olduğuna iman etmesidir. Zira hadisin ifadesiyle sahih bir Hac insanı anasından doğduğu gün nasıl tertemiz günahsızsa o hale çevirir. Yine Evliya Çelebi, ailenin, babasının bildiğimiz en sevgili çocuğu. Bu sebepten seyahatleri için babasından izin alabilmek için hac ibadetini bir çıkış ve diğer seyahatlerine meşru bir zemin olarak hazırlaması olası gibi…

Hac için seyahat izni almak kolay aileden tabii…

Evet, aynen öyle. Onun çıkış noktası bu zaten. Bir bakıma bütün seyahatlerini Hacca bağlıyor. Bütün yollar Allah’a çıkıyor da diyebiliriz buna. Bir de bugün nasıl ki bir mecliste insanlar bir araya gelince askerlik anılarını anlatıyorsa o zamanda hac anılarını anlatıyorlar. Bu anlatılanlar içindeki arzuyu sürekli canlı tutuyor.

RÜYAYLA BAŞLAYAN YOLCULUK

Evliya’nın yolculuğu nasıl başlıyor peki?

Seyahatnamesinde gördüğü bir rüyadan aldığı işaretle başlatıyor. Aslında bu işi yapmayı çoktan kafasına koyduğunu biliyoruz. Fakat bu irtibatlandırma ona has bir üsluptur. Evliya Çelebi Kadir gecesinde Eyüp Sultan’ı ziyaret ediyor ve evine geliyor. O gece rüyasında babası Derviş Mehmed Zıllî ve hocası Evliya Mehmed Efendi’yi görüyor. Babası ve hocası ona artık hacca gitme vaktinin geldiğini ve bunu ertelememesi gerektiğini söylüyor.

Manevî bir işaretle hareket ediyor yani…

Evet. Ancak bu rüyanın yanında kanaatime göre başka etkenler de söz konusu. Mesela Osmanlı ordusunun Avusturyalılara karşı Rabe (St. Raab) nehri kıyısındaki savaşta alınan bozgun Evliya’yı çok derinden etkiliyor. O sırada karşılaştığı Kazancızâde ismindeki âlim bir kişi kendisine bazı nasihatlerde bulunuyor, bunlar da onun bu hac seyahati arayışlarında etkili oluyor ve bir an önce hacca gitmesini tetikliyor.

Ne gibi nasihatler bunlar?

Kıyametin yaklaştığını, dünyanın düzenin bozulduğu, Osmanlı’nın da bundan sonra birtakım sıkıntılarla karşılaşacağını, bundan sonraki savaşların kazanılmasının çok güç olduğu gibi şeyler söylüyor. Bu da Evliya’nın planladığı Hac ziyaretini öne almasında etkili olmuştur bana kalırsa.

BALIK GİBİ SÜRÜNÜYOR

Yola ne zaman çıkıyor?

Ramazan ayının 27. gecesinde rüyayı görüyor. Bundan yaklaşık 75 gün sonra 21 Mayıs 1671 günü yakın arkadaşı Sâilî Çelebi, 3 yoldaş ve 8 kölesiyle yola revan oluyor.

Niçin bu kadar bekliyor?

Rüyadan sonra bu kadar uzun süre beklemesinin sebeplerinden biri meşguliyetlerinin olması. Bir de Evliya dindar biri. Sünni anlayışta da en az Şiilikteki kadar yaygın olan Muharrem’in ilk 10 gününü oruç tutarak geçirmiş olmalı. Çünkü yola çıktığı tarih hicri olarak 12 Muharrem’ denk geliyor.

İlk olarak Medine’ye geliyor değil mi?

Evet. Hac kafilesi Medine’ye girmek üzereyken Evliya Çelebi müthiş bir şekilde heyecanlanıyor. Peygamberimizin kabrine doğru da kendi tabiriyle ‘balık gibi’ sürüne sürüne gidiyor. Kendini yüzükoyun bir şekilde yere atıyor. Hatta oradaki insanların kendisindeki bu büyük aşkı görüp üzerine basmadıklarını, kenarından geçtiklerini anlatıyor.

Medine’de vaktini nasıl değerlendiriyor?

Medine’de çok uzun müddet kalamıyor. 40 vakit namazını eda ediyor Evliya. Ziyaret edilmesi gereken yerleri ziyaret ettikten sonra Mekke’ye gidiyor.

Mekke’de nasıl bir tabloyla karşılaşıyor?

Mekke’de seçim dönemi olduğu için bir curcuna hakim. Ayrıca Mekke’nin çarşı-pazarındaki canlılığı, pek çok İslam büyüğüne ait ev, mescit ve kabirleri de anlatıyor.

Hacdan sonra İstanbul’a mı dönüyor?

Hayır. Mısır’a gidiyor. Mısır’dan sonra Evliya Çelebi’nin izine rastlayamıyoruz. Seyahatname’nin Mısır’ı anlattığı 10. ve son cildi birdenbire kesiliyor. Mısır’da vefat ettiğini zannediyoruz.

Macera romanlarına taş çıkarıyor

Medine bahsinde Peygamberimize dair anlattığı ilginç bir olay var…

Evet. Evliya’nın anlattığına göre Peygamberimizin naaşının kaçırılması planı Papalık tarafından tertip edilmişti. Bunun için Arapçaya vâkıf ve İspanya bölgesinden 20’ye yakın kişi görevlendirilmişti. Bunların Medine’de Müslüman görünümde faaliyetlerinin kimse farkında değildi. Tuttukları hücrede Hz. Peygamber’in kabrine doğru bir tünel kazarak Peygamberimizin naaşını kaçırıp İspanya’ya götürmek istiyorlardı.

Nedenini yazıyor mu?

Tabii. Öncelikle tarihi kayıplarının intikamını almak ve Evliya’nın anlatısına bakılırsa kaçırılan cesed-i şerif için İspanya’da bir türbe yaptırıp Müslümanları buraya çekmek ve ücretli ziyaret yaptırmaktı. Tam naaşı kaçırmaya ramak kala Hz. Peygamber bu şahıslardan ikisini rüyasında Suriye atabeglerinden Nureddin Zengi’ye haber verir ve hemen o da apar topar Medine’ye hareket eder. Nureddin Zengi Medine’de getirdiği hediyeleri dağıtmak bahanesiyle tüm Medine halkını toplar. Fakat rüyasında gördüğü o kişileri göremeyince Medine halkından bilgi alıp o şahısları zorla da olsa huzuruna getirtir. Daha sonra saklandıkları yere gidildiğinde orada zemin kazılarak Peygamberimizin kabrine kadar bir tünel kazıldığını görür. Yapılan sorguda adamların papa tarafından görevlendirildiği ortaya çıkar ve ve hikaye devam eder gider. Tabii ki gerçekleşmiş bir olayın Evliya’nın anlatısında aldığı abartı hikayeyi soluk soluğa okutturur…

ÇOK YÖNLÜ BİR İNSANLA KARŞI KARŞIYAYIZ

Evliya Çelebi’nin kişiliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Evliya, saraya yakın biri. Babası sarayın kuyumcubaşısı. Bir de güzel sohbeti ve kişiliğinin zengin altyapısı, kültürlü ve esprili bir insan olmasıyla çok ilgi görmüştür. Ayrıca katıldığı savaşlar var. Çok yönlü biri. Kimi yöneticilere danışmanlık yapıyor. Bilhassa IV. Murad’ın bunaldığı zamanlar da ‘Evliya gelsin’ diyerek onun yapacağı güzel şakalarla, hareketlerle eğlenmek, rahatlamak istiyor. Bir nevi sohbet arkadaşı gibi düşünebiliriz.

‘Basit’ bir seyyah değil yani?

Kesinlikle değil. Gezilerinin pek çoğunda amacı hem haber toplamak, hem de bir nevi müfettişlik vazifesini yerine getirmek. Gezilerinden sonra muhtemelen gözlemlerini üst düzey yöneticilere rapor ediyordu. Evliya bazen imam, bazen müezzin, bazen gümrük müdürü, gibi çok çeşitli görevlerle karşımıza çıkıyor.

Evliya’yı bir altına satan meczup

Yolculuk esnasında karşılaştığı ilginç bir olay var mı?

Evliya Hac yolculuğuna Mısır üzerinden gitmek istiyor. Ancak Mısır kafilesinin o sene erken yola çıktığını öğrenince Şam’a gidip İstanbul’dan gelecek olan kafileyle yola devam etmeyi düşünüyor. Şam’a gidip kafileyi beklediği sıralarda arkadaşlarının eğlenmek için onu bir yere daveti esnasında beklenmedik bir hadise meydana geliyor. Arkadaşlarının ısrarları üzerine sonunda eğlenceye katılmak istiyor, ancak tam yola koyulacağı esnada Şeyh Bekkâr isminde birine rast geliyor.

Bu kim?

Şam’ın tanınmış meczuplarından. Rivayete göre Şam sokaklarında gece gündüz anadan üryan dolaşan bu zat Evliya’nın yanına gelerek kendisine bir tokat vurduktan sonra onu sürükleyerek arkadaşlarından ayırıp götürüyor ve Şam çarşısında Arapça, ‘Bu asi ve gafili bir akçeye satıyorum’ diye dolaştırıyor. Bir müddet böyle sürükledikten sonra İbn Arabî Hazretleri’nin kabrine geldiğinde bırakıyor. Orada türbeyi ziyaret edip Evliya’ya kabir başında Kur’an okutuyor. Ziyaret sonrası tekrar çarşıya döndüklerinde bu sefer de ‘Bu oğlumu bin kere bin keseye (bir milyon) altına satıyorum’ diyerek dolaştırır. İbn Arabî’yi zikretmesi önemli değil mi bu bahiste?

Elbette. O sırada zaten Yavuz’un Mısır seferi esnasında İbn Arabî’nin kabrini keşfetmesi meselesini de anlatıyor. Bu da Osmanlıların Ekberî geleneğe daha yakın ve bağlı olduklarını gösteriyor.

Hac ve Umre Organizasyonları Haber ve Bilgi Platformu Reklam ve İletişim: iletisim@hacveumre.org